18 Mart 2009 Çarşamba

SEN ASLINDA BENİM KADERİMSİN

Sen Aslında Benim Kaderimsin

Sen dört mevsim umuduma ektiğim hasretimsin,
Sen aslında benim ekmeğimsin,
Sen her akşam içimden dökülen feryadımsın,
Sen aslında benim göz yaşımsın,
Sen sabaha kadar beklediğim günümsün,
Sen aslında benim doğacak güneşimsin,
Sen yalnız akşamlardaki halimsin,
Sen aslında benim yalnızlığımsın,
Sen yarınımda açacak goncamsın,
Sen aslında benim kaderimsin�

ÖZCAN ÇAKIN

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ



ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ



Çanakkale

Övün, ey Çanakkale, cihan durdukça övün!
Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün.
Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,
Başına yüz milletin üşüştüğü yersin!
Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla,
Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.
Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin!
Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden,
Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden,
Sen onların açtığı bayrağın alevinden,
Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin!
Bir destana benziyor senin bugünkü halin,
Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.
Övün, ey Çanakkale ki, Sen Mustafa Kemal’in
Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!

Faruk Nafiz Çamlıbel

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ



Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY

17 Mart 2009 Salı

Minik Aşk

Minik Aşk
Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz degneği ve el yordami ile otobüse binmişti.
Şöför : Soldan üçüncü sira bos hanimefendi, dedi.
Kadin 32 yasinda güzel bir bayandi ve esi oldukça yakisikli bir hava subayi idi. Bundan birkaç ay önce yanlis bir teshis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti genç kadin ve asla göremeyecekti.
Kocasi ameliyattan sonra aci gerçegi ögrenince yikilmis ve kendi kendine bir söz vermisti. Asla karisini yalniz birakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayaklari üzerinde durana kadar cesaret verecekti.
Günler geçiyordu. Kadin her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdigi kocasina yük oldugunu düsünüyordu. Esinin bu içine kapanik,karamsar hali kocayi çok üzüyordu. Bir an önce bir seyler yapmasi gerekiyordu, karisi günden güne kendi içine kapanik dünyasinda kayboluyordu.
Bütün gün düsündü koca nasil yardim edebilirim güzeller güzeli esime. Birden aklina esinin eski isi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasil söyleyecekti, çünkü artik çok kirilgan ve nesesizdi. Bütün cesaretini toplayarak aksam karisina konuyu acti.
Karisi dehsetle gözlerini acti.Ben bunu nasil yaparim ben körüm, diye bagirdi.
Kocasi ona destek olacagini her sabah ise onu kendisinin birakacagini ve aksam alacagini ve ona çok güvendigini söyledi. Çünkü esini taniyordu ve bunu basarabilecegini biliyordu.
Kadin büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü esini çok seviyordu ve onu kirmak istemiyordu.
Her sabah esini isine birakiyor ve aksamlari aliyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi karisi eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocasi daha fazlasini istiyordu , kendisine söz vermisti sonuna kadar gidecekti.
Aksam karisina: Artik ise kendin gidip gelmelisin, dedi,. Kadin sasirmisti. Bunu asla yapamayacagini söyledi. Kocasi israr edince onu yine kiramadi ve bütün cesaretini topladi bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
Sabahlari kadin artik otobüs duragina kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek isine gidebiliyordu ..
Günler günleri kovaladi hiçbir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, soför :
- Sizi kiskaniyorum, hanimefendi dedi.
Kadin kendisine söylenip söylenmedigini anlayamadan, neden , diye sordu.
Soför, - Çünkü her sabah sizin arkanizdan bir hava subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakiyor, otobüsten indikten sonra yesil isikta yolun karsisina geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanizdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el salliyor , dedi."
Kaynak

AĞLAYAMIYORSAM


AĞLAYAMIYORSAM
Bakışları sen olan
Yeni bir dünya kur bana gözlerinde
Sorularla cevapları düşman olmayan birbirine
Mümkünse bir zaman ayarla
Varsın yine inanışlar yenilsin
Yeter ki zaman hep seni göstersin...
Ayrılık saçlarımı tet tel okşuyorsa
Ve ben göz yaşlarıma
Sarılıp sarılıp ağlamıyorsam
Şafağın kızıllığından süzülen ışıklar
Nasırlaşan kalbime vurup
Orada parlıyorsa
Sanma ki içim acımıyor biriciğim
Kelimelerden dağılan
Cam parçacıkları saplandı kalbime
Susuyorsam
Yüreğimden akan kanlar dinsin diye
Gidişlere sırtını dayadı aşklar
Kirpiklerime saklandı göz yaşlarım
Vedaya kinleri var...Akamıyorlar
Grup vakti boynunu eğiyor da
Yalvarıyor dili olmasa da sevdaya
Gönüller ayrılık volkanında hararetlenmesin diye..
Sabaha tutunan yalnız bir çiy tanesi
Titrerken gül yaprağında
Bülbülleri yok olmuş
Baharı kaybolmuş sevgiler gibi
Çaresiz ve tarumar...
Hani her yüreğin
Bir yarası vardır ya, ömrünce
Unutmaya yüzü tutmadığı
Gecede kabus, gündüzde hançer
Dağlanan vicdanlar dayanamayınca
Acıyla pişmanlıklara gömerler de kendilerini
Bir daha sevemezler ya
Sen sev biriciğim
Ama bu sefer; sakın kırma, sakın yıkma
Tavus kuşu kanadına simgelenmiş gururu
Bembeyaz pamuklara sar da incinmesin
Ayrılık ateşini yak da üşümesin
Değer miydi bir damla ilham için
Bin defa aşkı hırpalamaya
Kirpiklerime saklandı göz yaşlarım
Vedaya kinleri var...Akamıyorlar
Bakışları sen olan
Yeni bir dünya kur bana gözlerinde
Sorularla cevapları düşman olmayan birbirine
Mümkünse
Bir zaman ayarla
Varsın yine inanışlar yenilsin
Yeter ki zaman hep seni göstersin...
An geldiğinde
Kapım elveda ya çalındığında
İçimden seni yaşamın kollarına
Dökmek gelmiyorsa
Ve ağlayamıyorsam
Ben bu zamanın avuttuğu, çocuk olayım..
Kirpiklerime saklandı göz yaşlarım
Vedaya kinleri var...akamıyorlar

Ümit Zeynep Kayabaş

12 Mart 2009 Perşembe

KARINCALAR



KARINCANIN TARAKLI BACAĞI

Karıncanın bacağında tarak vardır. Sık kıllardan meydana gelen tarakla antenlerini temizler. Kursaklarında besin taşır. Aç bir arkadaşı ile karşılaştığında kursağını arkadaşına dayar ve besler. Bu olaya trofalazi denir. Dadı karıncalar kraliçe tarafından kendilerine teslim edilen larvaları havalandırır, bakar Gençler çalışır,yaşlılar hoşgörü ile karşılanır. Karıncalarda soğuk havada kullanmak üzere % 10 gliserol vardır.

Brezilyanın geniş çayırlarında yaşayan şemsiye karıncalar yuvalarını kurmak için 250 m3 toprak yığarlar Her karınca ömrü boyunca 1 kg toprak taşıyor. Yani kendi ağırlığının 5000 katı. Aynı biçimde bir çalışma ile insan topluluğunun gökdelen yapılması söylenseydi, her birimize 350 ton tuğla taşımak gerekirdi.

Karıncalar cemaatçidir. 3-4 m yükseklikte 100 m2 yer kaplayan binalar yapan termitlerde. Termitlerin binaları içinde yollar,hava yolları,besin depoları, melike ve kurtçuklar için özel odalar vardır. Termit(karınca)tepesi çelik bir levha ile ikiye bölündü. Buna rağmen yaşamlarını sürdürdüler. Her iki melike karınca hapsedildi yine iş devam etti ama kraliçe öldürülünce yapı durdu.

Avustralyalı Bayan Sidney karıncaların cenaze törenini anlatıyor. Karıncalar ikişer ikişer sıralanarak cesetlerin bulunduğu yere intizamla geldiler. İki karınca ilerledi ve arkadaşlarından birinin cesedini aldı,sonra diğer ikisi ilerledi sonuna kadar hepsi aynı şeyi yapınca,artık karıncalar yürümeye hazırdı. Herkes intizamla ilerlerken tembel olan bazıları cenazeden kaçındı. Bunlara hepsi çullandı,tek mezara attılar,cenaze töreni yapılmadı.

GECKO KERTENKELESİ

Sinek, örümcek ve Gecko kertenkelesi... Ortak özellikleri her türlü zemin üzerinde düşmeden yürüyebilmek.

Ayak tabanlarında yapışkan bir madde salgılayan sineğin aksine, örümcek ve Gecko kertenkelesi bu yetilerini özel ayak anatomisine borçlular. Bilim şimdi bu hayvanların özelliklerini taklit etmeye çalışıyor.
Sinekler ayak tabanlarında salgıladıkları yapışkan bir madde sayesinde en kaygan zemin üzerinde bile düşmeden durabiliyorlar. Duvarda ve tavanda yürüyebilmelerini de bu maddeye borçlular. Fakat örümcekler kuru ayaklarla yapışıyor. Tarama mikroskobunun altında incelendiğinde, örümcek ayağında ince kılcıklar görünür, bunların ucunda da çok daha inceleri vardır. Ama sıvı görülmez.

Dört yıl önce bu özellikleri Evarcha arcuata cinsi örümcekte hayretle fark eden Alman zoolog Antonia Kessel, örümceğin nano incelikteki kılcıklarındaki (setulae), yapışma veya tutunma kuvvetini ölçmeye hazırlandığında Nature dergisinde konuyla ilgili ilginç bir araştırma yayımlandı: Gecko kertenkelesinin ayağındaki kılcıkların yapışma kuvveti.



En başarılısı Gecko

Gecko, kaygan duvarlarda yürüyebilen en büyük hayvan olarak bilinir.

Amerikalı bilim adamları da kapiler kuvvetlerden yararlanan kertenkelenin yapışkan maddeye ihtiyacı olmadığını bulmuşlardı. Bilim adamları tutunma yetisinin arkasında Van-der-Waals kuvvetlerinin gizli olduğunu öne sürüyorlardı.

Van-der-Waals kuvvetleri moleküler alanda etkiyen minik elektrostatik çekim kuvvetleridir. İki molekül veya iki atom birbirine yeterince yaklaştığında, birbirlerini nano-Newton boyutunda çekiyorlar.

Van-der-Waals kuvvetleriyle örneğin çok düşük sıcaklıklardaki gaz kristallerinin varlığı açıklanmakta. İki alan arasındaki moleküller toplu halde birbirlerine yaklaştıklarında makro alanda da hissedilen çekim kuvvetleri oluşmakta.

Nasıl başarıyor

Bu temas Gecko kertenkelesinin ayaklarındaki milyarlarca nano kılcıkla gerçekleşmekte. Bilim dilinde spatula olarak adlandırılan bu kılcıkların her biri 200 nanometre kalınlığında. 50 Ã� 100 gram ağırlığındaki hayvan olağanüstü yetisi sayesinde 10 Newton'luk tutunma kuvvetiyle duvarlara yapışabiliyor. Hayvanın tek ayakla bile her türlü zemine tutunabilmesi yapışma kuvvetinin en azından kendi ağırlığından daha büyük olduğunu kanıtlamakta.

Anlaşıldığı üzere Van-der-Waals kuvvetleri evrim tarafından birbirinden bağımsız olarak birkaç kez keşfedilip yararlı bulunmuştu. Çünkü bu tutunma kuvvetlerinden örümcekler ve böcekler de yararlanmakta. Ancak ilkeyi mükemmelleştiren Gecko kertenkelesi.

Yapışkan maddesi neden yok?

Bilim adamları sineklerin, örümceklerin, böceklerin ve Gecko kertenkelesinin ayaklarını ayrıntılı bir şekilde incelediler. Gecko kertenkelesi ile karşılaştırıldığında, sineklerin ayaklarındaki tutunma yapıları daha kaba kalıyor.

Yüksek çözünürlüklü mikroskoplar, evrimin, ayrıntıda çok farklı çözümler ürettiğini göstermekte. Böceklerin kıl uçlarında at nalı biçiminde bir yapı bulunurken, sineklerin tutunma yetisi gürze benzer bir tutunma sisteminde gizli.

Peki ama son derece enerjik olan sinekler salgı üretirken, örümcekler ve bedenleri ağır olan Gecko kertenkelesi niçin yapışkan madde olmaksızın yapışmakta? Ölü bir Gecko cama niçin doğru dürüst yapışmıyor. Bilim adamlarının tahminlerine göre tutunma kılcıklarının gerilmesine bağlı bir tür "tutunma pençesi" gibi anlaşılmamış biyomekanik etkiler var.

Gecko bant geliyor

Stuttgart Max-Planck Metal Araştırmaları Enstitüsü yöneticisi Eduard Arzt, Gecko'nun tutunma yetisinden esinlenerek, mikro yapılı yapışkan yüzey üretme yöntemi geliştirdi.

Bu yöntem, Van- der- Waals kuvvetlerine dayanıyor ve mikro alanda olduğu kadar makro alanda da müthiş çözümler vaat ediyor. Mesela bir "Gecko-bant", yapışkanlı not kağıdından (Post-it) yüz misli daha iyi yapışmasına rağmen, hiç iz bırakmadan yerinden çıkartılabilir.

Veya örümcek post-it

Dahası çamurda yürüyen kertenkelenin ayaklarının bir müddet sonra temizlendiğini düşünürsek, Gecko bandı da kendi kendini temizleyecektir. Bu açıdan bakıldığında Gecko-bant, emici ve manyetik bağlantılar dışında cırt cırtlı bantların yerini de alabilir.

Bugün artık gündelik yaşamımıza giren robotlar da alet değiştirmek yerine "Gecko bant"lardan yararlanabilirler. Bunlar örneğin cam temizleyen robotlar veya uzayda ya da ev işlerinde kullanılan yapışkanlı yüzeyler de olabilir.

Mesela duvara yapıştırılan ve iz bırakmadan kolayca yapıştırılan resimler gibi. Arzt ve araştırma ekibinin bu yıl bilim ödülünü almasından sonra özellikle plaster, bebek bezi üreticileri, marangozlar ve kimya endüstrisi yeni gelişmeye büyük ilgi gösterdi.

Yeni ürünün "Gecko-bant" mı yoksa "Örümcek-Post-it" olarak mı adlandırılacağı henüz bilinmiyor ama bu konuda rekabet eden üç ila dört grup var. Nano yapıştırıcı bandın piyasaya çıkması birkaç yılı bulabilir.

Sonuçta nano alandaki manipülasyonlar henüz emekleme evresinde. Bilim adamları kısa bir süre önce oltu böceğinin (Gastrophysa viridula), yapışkan kılcıklarını yalıtıp, tutunma kuvvetini ölçmeyi denediler.

Alman bilim adamları ise tram mikroskobuyla ilk kez Gecko spatulalarındaki Van der Waals kuvvetini ölçmeye başardılar. Fakat bu tür yapışkan yüzeyleri taklit etmek çok zor. Örneğin yapışkan kılcıklar, daha iyi yapışması için daha ince üretildiğinde çıkarılırken yırtılmakta. Ve anlaşıldığı kadar, Gecko ayağındaki yapışma sistemi baştan aşağı çok daha elastik. Arzt, Gecko ayağındaki yapışma sisteminin kimyasal olarak taklit edilmesinin gerçekten de çok zor olduğunu itiraf ediyor.

Örümceğin gücü

Die Zeit'de yer alan habere öre, Antonia Kesel'in bu konuda bir iyi bir de kötü haberi var. Yapışkan kılcıkların ne şekilde işlediğini bildiğini öne süren araştırmacı, sıçrayan örümcekte (Evarcha arcuata) toplam 624.000 tutunma noktası saymış. Bunlardan her biri 41 Nano-Newton'luk bir kuvvetle yapışmakta. Yaklaşık olarak 15mg ağırlığındaki örümcek, 170 misli yapışkan kuvvete güvenebilir.

Yani örümcek dört ayağıyla bir sineği tutarken, diğer dört ayağıyla da kaygan bir yaprağa tutunabilir. Diğer bilim adamları gibi bu yetinin arkasında Van-der-Waals kuvvetlerinin etkidiğini düşünen Kesel de yapay örümcek ayağı üretmede pek başarılı olamamış.

Ve polimer kimya uzmanları, en ince kılcıklarla bir halı üretmişler. Nano kılcıklarından oluşan halının utunma kuvveti gerçekten de olağanüstü. Fakat yapay örümcek kılcıkları yüzeylere değil sadece birbirleriyle yapışıyorlar.

Bu da bilim adamlarının çözmeleri gerektiği en önemli sorunlardan biri.

Sinekler ayak tabanlarında salgıladıkları yapışkan bir madde sayesinde en kaygan zemin üzerinde bile düşmeden durabiliyorlar. Duvarda ve tavanda yürüyebilmelerini de bu maddeye borçlular. Fakat örümcekler kuru ayaklarla yapışıyor. Tarama mikroskobunun altında incelendiğinde, örümcek ayağında ince kılcıklar görünür, bunların ucunda da çok daha inceleri vardır. Ama sıvı görülmez.

Dört yıl önce bu özellikleri Evarcha arcuata cinsi örümcekte hayretle fark eden Alman zoolog Antonia Kessel, örümceğin nano incelikteki kılcıklarındaki (setulae), yapışma veya tutunma kuvvetini ölçmeye hazırlandığında Nature dergisinde konuyla ilgili ilginç bir araştırma yayımlandı: Gecko kertenkelesinin ayağındaki kılcıkların yapışma kuvveti.

BALİNALAR


.::. Balina - Balinalar .::.

Herne kadar çoğu kişi, günümüze dek dünyadaki yaşamış en büyük canlının dinazorlar olduğunu düşünsede, aslında dünyada bulunan en büyük canlılardır balinalar. Yetişkin balinaların boyları 30 metreyi, kiloları 100 tonu geçebilir.Ayrıca denizde yaşayan en büyük memeli türüdür.

60-70 yıl gibi uzun bir yaşam sürerler. Büyüklükleri insanları korkutsa da balinalar aslında insanlara saldırmaz. Tersine yakın zamana kadar yapılan balina avcılığı ile nesillerinin devamı tehlike altına girmiştir ve özellikle Mavi Balinalar yasalarla koruma altına alınmıştır.

Diğer balıkların tersine balinalar, sırtlarındaki hava delikleri sayesinde ciğerlerine direk hava alarak yaşamlarını sürdürürler.

Çok güçle kuyruk kasları ve mükemmel vücut şekilleri ile suda zorluk çekmeden ilerlerler. Diğer balıklar kuyruklarını sağa ve sola hareket ettirerek yüzdükleri halde, balinalar kuyruklarını aşağı ve yukarı doğru hareket ettirirler. Suda yaşadıkları halde sıcakkanlı havyanlar grubuna girerler.

Cüsseleriyle orantılı olarak balinaların yemekleri inanılmaz miktardadır. Günde ortalama üç, üçbuçuk ton yiyecek tüketirler. Anne balinanın hamilelik dönemi 12 ila 16 aydır. Tek bir yavru doğururlar. Doğan balina yavruları, doğar doğmaz yüzmeye başlar.

Balinaların çok kuvvetli bir takım duygusu vardır. Özellikle anne ve yavrusu arasında çok gelişmiş bağları bulunur. Anne balinalar, doğan yavruları sütleriyle besleyip yaklaşık 1 yaşına gelene kadar onları çevreden gelebilecek tehlikelere karşı korur.

Balinalar çok yükses sesler çıkartabilirler. Bilim adamları onların sesle birbirleriyle iletişim kurduklarını düşünmektedirler. Birbirleri ile iletişim kurup, şarkı söyleyen balinaların bu durumu 30 dakika boyunca kesintisiz sürebilir.

Kaynak


MARTILAR



.::. Martılar.::.

Deniz kenarlarında ya da denizden geçen gemilerin peşinde görmüşüzdür onları. Martılar genellikle deniz kenarında bir yaşamı tercih ederler. Genellikle küçük balıklarla beslenselerde, aç olduklarında hiçbir yiyecek ayrımı yapmaz ve ne bulurlarsa yerler.

Pek çok kuşa nazaran büyük bir gagaları vardır. Tüyleri genellikle beyazdır. Vücutlarının bazı kesimlerinde kirli beyaz veya siyah tüyler bulunabilir. Ayakları suyun içinde bulundukları anda, iyi hareket edebilmeleri için perdelidir. Onların en dikkat çekici özelliği ise, şüphesiz tiz sesleridir. Oldukca uzaklardan mesafelerden bile sesleri duyulabilir.

Ağırlıkları, türe bağlı olarak, 150 gr ile 1,5 kg arasında değişir. Boylarıda ağırlıkları gibi türden türe değişim gösterir. Küçük türlerin boyu 35 cm, büyük olanların ise 70 cm civarındadır. Üreme dönemlerinde, dişi yuvaya genellikle 2 ya da 3 yumurta bırakır. Yumurtalar 28 ila 30 gün arasında çatlar ve yavrular dünyaya gelir.

Yeryüzünün birçok bölgesinde yaşayan onlarca martı türü bulunmaktadır, bugüne kadar tespit edilen tür 50 kadardır. Martıların son derece gelişmiş bir sosyal hayat sürerler. Toplu avlanmayı, toplu şekilde yuvalarını savunmayı tercih ederler. Martı kolonileri bazen yüzlerce martıdan oluşabilir.

Kuş beyinli tabirinin tam tersi, martıların oldukca zeki kuşlar olduğu söylenebilir. Genel kuş cinsinin ortalamasının üstünde bir zekaya sahip oldukları, karşılaştıkları sorunları çözmedeki yetenekleri ile bilinmektedir.

Bazen balıkcı hallerinden yola çıkan balık yüklü kamyonları kilometrelerce takip etmeleri onların aynı zamanda ne kadar inatcı olduklarının ispatıdır.

Kaynak

SİNCAP


.::. Sincap .::.

Genellikle çalılık ve ormanlık bölgelerde yaşarlar. Ortalama boyları 20-30 cm, ağırlıkları da 300 ila 500 gr arasındadır. Ağaç gövdelerinde ve dallarında hızla hareket edebilme ve sempatik davranışlarıyla insanların ilgisini çekerler.

Yaşamlarını genellikle ağaçlarda sürdüren bu sevimli hayvanların ortalama ömürleri 10 yıl civarındadır. 6 yaşındaki bir sincap yaşlı bir sincap olarak kabul edilir.Kahverengi tonlarıyla kızıla kaçan tonlarda vücutları vardır.

Yapılan araştırmalarda sincapgiller ailesine mensup bu hayvanın yaklaşık 300' e yakın çeşidi olduğu bilinmektedir. Sincaplar çeşitli bitkilerin tohumları ve çam kozalakları yerler.

Çiftleşme dönemleri dışında, genellikle yanlız yaşamayı seven sincapların olgunluğa erişmeleri 1 yaş civarındadır. Yılda 1-2 kez yavrulayan dişi sincap, her seferinde 2 ila 5 arasında yavru dünyaya getirir. Yavrulama dönemi yaklaşık 40 gün sürmektedir. Yavruların doğduklarında gözleri kapalı ve tüysüzdür. Yavrulama dönemi ilkbahar ve sonbahar aylarında gerçekleşir.

Dünyaya gelen yavru sincaplar ilk 7 haftalık süreçte anne sütü ile beslenirler. Daha sonra anne ve babaları gibi onlarda yavaş yavaş bitki tohumları yemeye başlarlar. Yavru sincaplar annelerini ilk kış ile birlikte terkeder. Genellikle bitki tohumları ve kabuklu yemişlerle beslenseler de, sincapların yuva kurmuş kuşların yumurtalarınıda yedikleri bilinmektedir.

Sincapların alışkanlıklarından biriside, buldukları tohumları daha sonra yemek üzere toprağa gömmeleridir. Bu alışkanlık sayesinde farkında olmadan, tabiat döngüsüne ve ağaçların yetişmesine katkı sağlamaktadırlar.

Hayatlarını tehdit eden en önemli düşmanlarından biri kartallardır.

Kaynak

YARASALAR


YARASALAR
Yarasalar uçabilen tek memeli türüdür. Yaklaşık 900 çeşitle kemirgenler dışında en çok çeşit
onlardadır, ancak toplam sayı bakımından kemirgenlerden fazla olmalarımuhtemeldir. Yaşayan omurgalılar arasında gerçek uçma yeteneği sadece kuşlara veyarasalara özgüdür. Ancak yarasalar, bir çok kuşun tersine nisbeten düşük hızlarda yüksek manevra kabiliyeti sergilerler. Aralarında göçmen yarasalar olduğu gibi kış uykusuna yatanlar da vardır.

Yarsalar kör değildir. Renkleri görmedikleri doğrudur, ama geceleri bizden daha iyi görürler. Bir çok yarasa sonarla görür.

Dünyanın en büyük yarasası Java'da yaşayan bir megabattır. Açık kanatlarının boydan boya uzunluğu 170 cm ve vücut uzunluğu 42 cm'dir. Dünyanın en küçük yarasası Thailand'ın bumblebee yarasasıdır. Boyu 3 cm civarında olan ve yaklaşık 2 g gelen bu yarasa türü dünyanın en küçük memelisidir.

Bazı yarasaların işitme duyuları öylesine keskindir ki, 180 cm den daha uzakta kumda yürüyen bir böceğin ayak seslerini bile işitebilirler. Bir çok yarasa ses yankılarını kullanarak avlarını yakalar ve yollarını bulurlar.

Yarasalar zalim değildir, tersine o kadar iyidirler ki, yetimleri evlatlık aldıkları gibi yiyeceklerini daha az şanslı yarasalarla paylaşmak için hayatlarını riske bile atarlar.

Vampir yarasalar kandan başka bir şeyle beslenmeyen tek memeli türüdür. Bu tür sadece Latin Amerika'da yaşadığı halde yerli halkın çoğu onlardan bir tane bile görmemiştir.

Yarasalar burunlarından tutunarak dallara asılmazlar, ayaklarından asılır ve ters dönmüş ağırlıklarıyla kendilerini dengelerler.

Yarasalar saçlarınıza dolaşmazlar. Başınızın üzerinden bir yarasa geçiyorsa bir böceği, mesela bir sivrisineği kovaladığı içindir.

Bütün yarasalar tavan aralarında, çatılarda veya mağaralarda yaşamaz. Bazıları ağaçlarda ve başka yerlerde yaşarlar. Tropik yarasalar muz yapraklarından tutun da örümcek ağlarına kadar her yerde yuva yapabilirler.

Yarsalar kötü değildir. Kendilerini rahat bırakan insanlar için bir tehlike oluşturmazlar, ancak kendilerine bir yanlış hareket yapılırsa kendilerini savunmak için ısırırlar.

Böcek yemeleri, arılar gibi bitkilerde tozlanmaya yardımcı olmaları ve tohum yaymaları sebebiyle insanlara faydalı hayvanlardır. Fakat Avrasya'da yaşayan meyve yarasaları, hem iri vücutları hem de sayılarının çokluğu nedeniyle, meyve bahçelerini istila ederek verdikleri zarardan dolayı ekonomik bir tehdit olabiliyorlar. Fakat daha da kötüsü, vampir yarasaların evcil hayvanların kanlarını emmeleri sonucu kuduz salgınına sebep olabilmeleridir.

Kaynak

İGUANALAR


İGUANALAR
Son zamanlarda iguanalar evcilleştiriliyor. Büyük şehirlerde yaşayanlar, sorunsuz bir iguanaya sahip olabilirsiniz.

Yeşil iguana, iguana ailesinin en iri türündendir. Vahşi doğa koşullarında yeşil iguanalar ortalama 10-15 yıl yaşar, fakat ev koşullarında yaşayan iguanalar iyi bakım, beslenme şartlarında 20 sene yaşayabiliyor. Ev koşullarında yaşayan iguanalar iyi bakılıp iyi beslendiklerinde 2 metre uzunluğa ulaşabiliyorlar. Erkekleri dişilere göre daha iridirler. Ortalama ağırlıkları 8,5kilogram kadardır.

Nerede yaşarlar, cinsiyetleri nasıl belirlenir

İguanaların cinsiyetlerini ayırt etmek için en basit yöntem iguanayı ters çevirdiğinizde erkeklerde karın-bel kısmında mevcut olan deri gözeneklerinin dişilerdeki deri gözeneklerine göre daha iri olduğunu fark edersiniz. Vahşi doğada iguanalara en çok tropik bölgelerde rastlanılır, sıcak ve nemli ortamlarda yaşamayı severler. En çok Merkezi Amerika ve Kuzey Amerikada rastlayabiliriz onlara. Hayatlarının büyük kısmını ağaçlarda geçirirler. Tırnak yapısı müsait olduğundan ve uzun kuyruklarını kullanarak ağaç gövdesi ve dallarında rahatlıkla sürünüyorlar. Çiftleşme dönemleri yaklaştığında ağaçtan inip, çiftleşiyorlar, yuva kurup, yumurta bırakıyorlar. Bir çiftleşme sonrasında 12-24 adet yumurta bırakıyorlar, toprağa gömüp, geri yaşadığı bölgeye dönüyorlar. Bazen iki dişi yumurtalarını aynı yere gömüyor.


Beslenmeleri ve vahşi yaşamları

Beslenme alışkanlıklarına göre iguanaların renkleri de farklıdır. Yeşil iguanalar vejitaryandırlar, çok fazla yeşillik sebze ve meyve tüketirler, doğada düşmanından korunmak için doğa renklerine göre kamufle olup, saklanabiliyorlar, genelde gençler ve yetişkinler ağaçların yükseklerinde yaşarlar. İguanalar çok iyi yüzücüdürler, doğada düşmanları olan vahşi kuşlar ve yılanlar iguanalara saldırır. Tehlike anında yükseklikten suya atlayıp kendilerini tehlikeden kurtarıyorlar. Çok ilginçtir ki su altında yaklaşık 30 dakika nefes almadan saklanabiliyor, yine güç ve enerjiden tasarruf etmek için kalp atış sayısı bir miktar azalıyor. Ayaklarını gövdesine paralel uzatarak ve kuyruğunu kullanarak su üzerinde mükemmel yüzerler.

Evde beslenmesi, yaşamı, bakımı

Evde beslenen Yeşil iguanaların beslenme şekli önemli, çünkü beslenmeleri sağlıklarını iyi ve kötü etkiliyor. İguanaların sindirim sistemi hayvansal protein tüketmeye uygun değildir. Gelişme çağında bir miktar hayvansal protein tüketimi onların büyümeleri için önemlidir, fakat çok tüketildiğinde 3-5 yaşına gelen iguanaların ölümüne sebep oluyor. Bunun nedeni fazla alınan hayvansal protein sindirimde etkili olan iç organlara ciddi boyutlarda zarar veriyor, karaciğer, böbreklerde fonksiyonlar bozuluyor. Bir iguananın tüketeceği yemin %70-80 oranında yeşillik içermeli, %15 sebze; % 10-15 oranlarında meyve içermelidir, haftada bir yemlerine bir miktar kalsiyum da katılmalıdır.

Ev ortamında yaşayan iguanalar için bir çok faktöre dikkat etmek gerekiyor. Bir kere iguanaların evde yaşayacağı ortamı özenle hazırlamak lazım. Bunun için büyük kafes ve ya terrarium alabilirsiniz. İguanaya doğal ortamdan uzaklaştığını hissettirmemek için akvaryumun tavanından tabanına kadar her ayrıntıyı düşünmek zorundasınız. Kafes ölçüsü önemli, en az iguananın boyutuna göre olmalıdır. Yavru iguanalar için kafesin ideal ölçüsü 120x80x60 cm, yetişkinler için ise bu ölçü 200x200x150 cm. kadar olmalıdır. Ortamın ısısı ortalama gündüzleri 28-30 derece, gece ise 22 derece sağlanmalıdır. Terrum ve kafes için uygun ısı lambalarını petshoplarda bulabilirsiniz. Akvaryuma iç ısıyı kontrol etmek amacıyla küçük bir derece yerleştirebilirsiniz. İguanalar ağaçlarda yaşadıkları için akvaryumda da ağacın olması şart. Ağacın yönü ısı lambasına göre yerleştirilmelidir. İguana üşüdüğünde ağaca tırmanarak ısınmak için kendi yerini kendisi seçer. Lambanın yerleşimine de dikkat edilmeli, çünkü lambaya yaklaştıklarında iguanalar ağrı duyusunu fark etmeden derilerinde ciddi yanıklar açılabilir. İguanalar suya çok düşkün oldukları için terruma yerleştireceğiniz su kabı her gün temizlenip suyu yenilenmeli. Susuzluğunu gidermek için periyodik olarak su tüketir. Genel olarak su kabının ölçüsü ortalama kafesin ¼ kadarı yer tutmalıdır. Kafesin havalanması da önemli, ama iguanalar ani ısı değişimine karşı hassas olduklarından kolay hastalanabiliyorlar o yüzden hava akımının iyi ayarlanması gerekiyor. İguanaların iskelet yapısının gelişim ve güçlenmesi için D vitamini çok önemli, doğal şartlarda iguanalar D vitaminini güneş ışınları alarak karşılayabiliyorlar, yapmanız gereken şey, kafese UV ışınılı lamba yerleştirmektir. İguana periyodik banyo yapmak zorunda, bu onun deri değişimi sırasında, derinin soyulmasında kolaylık sağlıyor, suda yüzmek iguananın hareketliliğini sağlıyor ve iguanalar suyu derileriyle de absorbe edip böylece nem oranını dengeliyorlar. Evcilleşen iguanaların yaşadığı ortam periyodik temizlenmeli ve havalanmalı, ayrıca iguanaların özel bakıma da ihtiyacı var, 2-3 haftada bir tırnak ucu kesimi yapılmalı. Bir diğer önemli nokta iguananın ağız yapısı, ortalama diş sayısı 60 ile 100 adet arasında değişiyor, iguanaların dişleri şeffaftır ve devamlı yenileniyorlar, agresifleştiğinde ısırıp sahibine zarar verebilirler. İguanalar terlemezler, fazla tuzu hapşırarak dışarı atarlar, günün büyük kısmını dinlenerek geçiriyorlar.

Her şey strese sokar

Bir iguana her zaman her şeyin farkındadır, ufak bir gürültü, odada veya sahibinde en ufak bir değişiklik, örneğin gözlük takmak, evde başka bir hayvanın olması, ısı veya ışık değişimi iguanayı tedirgin edip strese sokabilir, mutsuz ve sinirli bir iguana hareketsiz olur, dokunduğunuzda ısırıp, bacak ve kollarda yaralar açabilir, ayrıca yetişkin iguananın çok güçlü ve uzun kuyruğu vardır, sinirli anında kuyruk hareketlenir , şiddetli çarpmalar yapabilir. İguanalar değişikliği sevmez, alıştığı hayat tarzını hayatının sonuna kadar devam ettirir.

Terk edilmeye dayanamaz, küsüp ölürler

İlgisiz kaldığında mutsuz olup hastalanıyor. Sahibine ne kadar mesafeli davransa da zamanla bu güvensizlik duygusu da geçer, alışmaya başlar, ama terk edildiğinde üzüntüsünden hastalanıp, beslenmediği için ölür. İguanaların en yaygın hastalıkları özellikle gençlerde gözüken mantar hastalığı, tırnak çürümesi, dış ve iç parazitler, kafesin kirliliği iguanaların hastalanmasına sebep oluyor, bu durumlarda ortamı dezenfekte edip, veteriner hekime başvurmanızda fayda vardır.

Kaynak

8 Mart 2009 Pazar

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDİR?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Nedir?

8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanır. Bu gün kadınlar tarafından ve / ya da kadınlar için konferans, gösteri ve eğlence gibi çeşitli etkinlikler düzenlenir. Kadınlar arası dayanışma ve kadınların toplumdan beklentileri vurgulanır.

Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi. Bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başladı. İsveç’te ise 1912 yılından itibaren kutlanmaya başladı.

Ancak ilk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde ama her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı tarafından olmuştur.

İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanılmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.

Kaynak: NATIONALENCYKLOPEDIN

İLGİNÇ BİLGİLER

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.


DÜNDEN BUGÜNE "KADINLAR GÜNÜ"

Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1800'lü yıllarda bir tekstil fabrikasında daha iyi çalışma koşulları için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayarak ölmeleriyle gündeme geldi Kadınlar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 8 Mart'ta eşitlik isteklerini daha yüksek sesle dile getiriyorlar.

8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması, uluslararası düzeyde kabul gören bir hal alması 1970'lere rastlasa da, bu tarihe kaynaklık eden olay ve dünya kadınlarının ortak bir gün kutlama isteğinin gündeme gelişi 1800'lerin ortasını bulur. ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, 1800'lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermektedir. Ama bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur. En sonunda, 8 Mart 1908 günü, haklarını alabilmek için son çare olarak greve giderler. Ancak patronlar bu greve zalim bir şekilde müdahale ederler. Greve giden kadınlar fabrika binasına kilitlenirler. Patronlar bu yolla grevin başka fabrikalara sıçramasını engellemek isterler. Ancak beklenmedik bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Ne yazık ki yangından fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı kaçarak kurtulmayı başarır Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür.

Aynı yıl diğer endüstri kollarındaki kadınlar da mücadeleye devam ederler. Kadınların yürüttükleri mücadelenin temelinde seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatlerinin, koşullarının ve ücretlendirmenin yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır. Dünya Kadınlar Gününde bugün de ilk başlarda yapıldığı gibi eşitlik için, bağımsızlık için, politik haksızlıkların ortadan kalkması için, daha iyi yaşama ve çalışma koşulları elde edebilmek için çalışılıyor.


TÜRKİYE'DE 8 MART KADINLAR GÜNÜ

İlk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart, 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı.

"Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programında Türkiye de etkilenmiş, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapılmıştır. 1980 askeri darbesinden sonra dört yıl anılmadı 8 Mart. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Dünya Kadınlar Günü kutlanmaya başlandı.

Kadınlar 80'li yıllarda 8 Mart'ı izinli yürüyüş ve şenliklerle kutlayamamışlarsa da, küçük gruplar mütevazi kutlamalarını sürdürdüler. 90'lı yıllarda kadın kuruluşlarının sayı ve çeşitliliğinin artması ile beraber 8 Mart daha geniş bir katılımla kutlanılır oldu.

Kaynak

7 Mart 2009 Cumartesi

Dua ve İbadetler

DUÂ ve İBÂDETLER...

﴿ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Muhterem Okuyucu,

„Mübârek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen DUÂ ve İBÂDETLER“ isimli bu eserimizde, tarif edilen bazı namaz, oruç ve duâlar hakkında „mutlaka kılınmalı, tutulmalı, okunmalı“ gibi ifadeler yer almış bulunmaktadır. Halbuki buralarda tarif ve tavsiye edilen ibâdetler, nâfile ibâdetler cümlesinden olup, yerine getirilmesi mecbûri değildir. Fakat, bu „mutlaka“ kelimeleri ile, sadece tarif edilen nâfile ibâdetlerin ehemmiyetine ve karşılığında verilecek mükâfatın büyüklüğüne işâret edilmek istenmiştir.

Nitekim hadîs-i kudsîde:

بِالْفَرَرئِضِ نَجَى مِنِّى عَبْدِى وَ بِالنَّوَافِلِ يَتَقَرَّبُ اِلَىَّ

buyurularak „Farzlarla kulum benim gadabımdan (azabımdan) kurtulur. Nâfilelerle bana (benim rızama) yaklaşır“, buyurulmaktadır.

Böylece; nâfile ibâdetleri yerine getirmek mecbûrî olmamakla beraber, bu ibâdetler kulu Allah'a yaklaştırmaktadır.

O halde; mânevî mertebelere nâil olmak isteyen herkes, bu tarif edilen ibâdetleri imkân nisbetinde yerine getirmelidir. Yapılmadığı takdirde ise, mânevî bir mes'ûliyeti yoktur.

Muharrem gecesi,

Muharrem ayı, hicrî senenin birinci ayıdır. Bu ayın birinci gecesi, akşam ile yatsı arasında (yâni Zilhicce'nin son gününü, Muharrem'in birinci gününe bağlayan gece) Allah rızası için 2 rek'at namaz kılınır.

Namaza şu niyetle başlanır:

„Yâ Rabbî, bizi yetiştirmiş olduğun bu seneyi, hakkımızda mübârek kılman; afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar kılman, dünyevî ve uhrevî saadetlere nâil eylemen için; Allâhü Ekber“

Her iki rek'atte:

7 Fâtiha-i şerîfe,

7 Âyetü'l-Kürsî,

7 İhlâs-ı şerîf

okunur. Namazdan sonra: 11 defa:

لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

„Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr“

11 İstiğfâr-ı şerîf,

11 Salevât-ı şerîfe

okunup duâ yapılır. Duâda, geçmiş senenin günahlarının afvı ve yeni seneye günahsız girmek için ilticâ edilir.

Muharrem'in birinci gecesi ayrıca şu şekilde niyet ederek bir tesbih namazı kılınır:

„Yâ Rabbî, bu yeni senede beni mağfiret-i ilâhîne, rızâ-i ilâhîne ve hidâyet-i ilâhîne mazhar eyle. Yeni açılan amel defterimi rızâ-i ilâhîne muvâfık amel ile doldurmayı bana nasip eyle. Beni gadab-ı ilâhîne dûçâr olacak amellerden muhâfaza buyur. Allâhü Ekber“

Tesbih namazında şunlar okunur:

1'inci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Âyetü'l-Kürsî,

2'nci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 „Âmener-resûlü...“ (Sûre-i Bakara'nın son iki âyeti, Sûre-i Âli İmrân'ın ilk iki âyeti de ilâve edilerek),

3'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 „Hüvallâhüllezî...“ (Sûre-i Haşr'ın son üç âyeti),

4'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 İhlâs-ı şerîf.

Namazdan sonra istiğfar edilir, Salevât-ı şerîfe getirilir ve arkasından duâ edilir.

Muharrem'in birinci gününde her birinde besmele çekerek, bir defada 1000 İhlâs-ı şerîf okuyanları, Cenâb-ı Hakk lutfuyla, keremiyle huzûruna bu âlemden kul borcu ile götürmeyecektir.

Bu ay içinde; perşembe, cuma, cumartesi günleri peşpeşe oruç tutulursa 900 senelik nâfile oruç sevâbı verilir.


Muharrem ayının biri ile onu arasında bir defa olmak üzere, 2 rek'atte bir selam vererek 6 rek'at namaz kılınır.

Bu namaz akşamla yatsı arasında kılınır. Bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsıdan sonra da kılınabilir.

Namaza şöyle niyet edilir:

„Niyet eyledim yâ Rabbî senin rızâ-i şerîfin için namaza. Her hangi bir komşumun ve din kardeşimin veya her hangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise, bu hakkın ödenmesi için; Allâhü Ekber“

1'inci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Âyetü'l-Kürsî, 11 İhlâs-ı şerîf,

2'nci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf,

3'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 „El-hâkümüt-tekâsür...“, 11 İhlâs-ı şerîf,

4'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf,

5'inci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn...“, 11 İhlâs-ı şerîf,

6'ncı rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf

okunur. Namazdan sonra dua edilir.


Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10'uncu gün aşûre pişirmek fazîletli ibâdetlerdendir. Bunu yerine getirenlerin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (radıy'allâhu anhümâ)

Efendilerimiz'le cennete girecekleri ümit edilir.

Bu 10 günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10'uncu günleri oruç tutmalıdırlar.

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz 9'uncu günü seferde bulunuyorlardı. O bakımdan yalnız 10'uncu günü oruç tutmuşlar ve „sağ olursak gelecek sene 9'uncu günü de tutarız“ buyurmuşlardır.

Muharrem'in 9 ve 10'uncu geceleri birer tesbih namazı kılmalıdır. Yine 9 ve 10'uncu geceleri teheccüd vaktinde rızâ-i ilâhî için 4 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte 50'şer İhlâs-ı şerîf okunur

Teheccüd vakti: Öğle vakti gündüzün hangi saatinde giriyorsa, gecenin o saatinde de teheccüd vakti girmiş olur.

Bu günlerde Hatm-i Enbiyâ'ya devam etmeli. Bilhassa 9'uncu günü akşamı, yâni 10'uncu gecesi muhakkak Hatm-i Enbiyâ yapılmalıdır.

Muharrem ayı içerisinde mümkün olduğu kadar fazla istiğfar etmelidir

Aşûre Günü

Muharrem'in 10'uncu günü Aşûre günüdür. Aşûre gününde çok büyük ve mühim hâdiseler meydana gelmiştir.

Fakîh Ebu'l-Leys Semerkandî Hazretleri'nin beyânına göre Aşûre günü meydana gelen hâdiselerden bazıları şunlardır:

  1. Yerlerin ve göklerin yaratılması,
  2. Hz. Âdem (a.s.)'in tevbesinin kabul edilmesi,
  3. Hz. Musa (a.s.)'nın Firavn'ın şerrinden kurtulması ve Firavn'ın helak olması,
  4. Hz. İbrahim (a.s.)'in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,
  5. Hz. Eyyûb (a.s.)'un hastalıktan şifâ bulması,
  6. Hz. Yûnus (a.s.)'un balığın karnından kurtulması,
  7. Hz. Süleyman (a.s.)'a saltanat verilmesi,
  8. Hz. Nuh (a.s.)'un gemisinin karaya oturması,
  9. Hz. Hüseyin (r.a.)'in şehid edilmesi ve
  10. Kıyâmetin kopması da Aşûre günü olacaktır.

Aşûre Günü ne yapılır?

a - O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.

b - En az 10 müslümana birer selâm veya bir müslümana 10 selâm verilir. Fakir-fukarâ sevindirilir.

c - O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.

d - 10 defa şu duâ okunur:

سُبْحَانَ اللهِ مِلاْءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَى وَزِنَةَ الْعَرْشِ

„Sübhânallâhi mil'el mîzân. Ve müntehel-ılmi ve mebleğar-rızâ ve zinetel-arş“

e - Yine Aşûre gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra 100 defa:

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَآدَمَ وَنُوحٍ وَاِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمَا بَيْنَهُمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ صَلَوَاتُ اللهِ وَسَلاَمُهُ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ

„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ ve mâ beynehüm minen-nebiyyîne vel-mürselîn. Salevâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn“

f - Öğle ile ikindi arasında 4 rek'at namaz kılınır. Beher rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra:

70 İstiğfâr-ı şerîf,

70 Salevât-ı şerîfe,

70 defa:

لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“ okunur.

Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)'in hidâyeti ve halâsı için duâ edilir.


Saferü'l-Hayr

Bu hayırlı ayın son çarşamba gecesi veya günü, âfât-ı semâviye ve âfât-ı arâziyeden muhâfaza olmak için 2 rek'at namaz kılınır.

Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 11 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra en az 11 İstiğfâr-ı şerîf ve 11 Salât-ı Münciye okunur.


Rebîu'l-Evvel

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bu ayın 12'sinde dünyayı şereflendirmişlerdir. Bu itibarla, senenin ilk kandili olan Velâdet kandili (Mevlid gecesi) bu ayın 12'nci gecesidir.

Bu ay içinde mümküm olduğu kadar salât-ü selâmı (Salât-ı Nâriye, Salât-ı Münciye ve Salât-ı Fethiye) çok okumalıdır.


Mevlid Gecesi

Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için bir tesbih namazı kılmalı, bir de Hatm-i Enbiyâ yapmalıdır.

Tesbih namazına niyet:

„Yâ Rabbî, niyet eyledim rızâ-i şerîfin için tesbih namazına. Yâ Rabbî, bu gece teşrifleriyle âlemleri nûra garkettiğin sevgili habîbin, başımızın tâcı Resûl-i Zîşân Efendimiz'in hürmetine ve bu geceki esrârın hürmetine ben âciz kulunu da afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Allâhü Ekber“

Rebîu'l-Âhir

Hayırlı ömür, düşmana galebe ve kötü ölümden muhâfaza için sabah-akşam üçer kere şu duâyı okumalıdır:

سُبْحَانَ اللهِ مِلاْءَ الْمِيزَانِ وَمُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَى وَزِنَةَ الْعَرْشِ

„Sübhânallâhi mil'el mîzân. Ve müntehel-ılmi ve mebleğar-rızâ ve zinetel-arş“

Cemâziye'l-Evvel

Bu ayda normal evrâd-u ezkâra devam etmelidir.

Cemâziye'l-Âhir

Bu ayda normal evrâd-u ezkâra devam etmelidir.

Receb-i Şerîf

Receb ayı „Eşhur-u hurum“dan olup ŞEHRULLAH yâni Allah'ın ayıdır. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda Allah'a çok ilticâ etmelidir.

Recebin 1'inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2'nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3'üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir.

Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir.

Receb-i şerîf Cenâb-ı Hakk'a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhî'yi bildiren İhlâs-ı şerîf sûresini çok okumalı; tevhîd, istiğfar ve salevât-ı şerîfeleri ihmal etmemelidir.

Bu ayda 2 kandil vardır:

  1. İlk Cuma gecesi Regaib Kandili,
  2. 27'nci gecesi Mi'rac Kandili.

1'inci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i şerîfin ilk onu zarfında bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rek'at namaz kılınabilir. Bu namazda, her rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn...“, 3 İhlâs-ı şerîf okunur. Nitekim ileride kılınış şekli anlatılacaktır

Receb ayında her gün başında ve sonunda 7'şer Fâtiha-i şerîfe okumak sûretiyle 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır.

Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ yapmalı ve oruç tutmalıdır. 13, 14 ve 15'inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i şerîfeyi yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulur

Receb Ayında Kılınacak Namaz

Receb'in 1'i ile 10'u arasında, 11'i ile 20'si arasında ve 21'i ile 30'u arasında sadece birer defa olmak üzere kılınacak 10'ar rek'at Hacet namazı vardır. Hepsinin de kılınış şekli aynıdır. Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat Cuma ve Pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdâldir.

Bu namaz, mü'min ile münâfığı ayırır. Bu 30 rek'at namazı kılanlar hidâyete ererler. Münâfıklar bu namazı kılamazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez.

Bu 30 rek'at namaz, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in berberi Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.

Kılınış şekli

Hacet namazına şu niyetle başlanır:

„Yâ Rabbî, beni dünyayi teşrifleri ile nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Receb-i şerîf hürmetine, feyz-i ilâhîne, rızâ-i ilâhîne nâil eyle. Âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle. Dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle, rızâ-i şerîfin için Allâhü Ekber.“ [1]

Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn...“, 3 İhlâs-ı şerîf okuyup, 2 rek'atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek'at tamamlanır.

Namazdan sonra 11 defa:

لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

„Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr“

Receb'in 11'i ile 20'si arasında kılınan 10 rek'attan sonra 11 defa şu duâ edilir:

اِلهًا وَاحِدًا اَحَدًا صَمَدًا فَرْدًا وِتْرًا حَيًّا قَيُّومًا دَائِمًا اَبَدًا

„İlâhen vâhiden ehaden sameden ferden vitran hayyen kayyûmen dâimen ebedâ“

Receb'in 21'i ile 30'u arasında kılınan 10 rek'atten sonra da, şu duâ 11 kere okunur:

اَللَّهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا اَعْطَيْتَ وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ وَلاَ رَادَّ لِمَا قَضَيْتَ وَلاَ مُبَدِّلَ لِمَا حَكَمْتَ وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَلِىِّ اْلاَعْلَى الوَهَّابِ سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَلِىِّ اْلاَعْلَى الوَهَّابِ سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَلِىِّ اْلاَعْلَى الْكَرِيمِ الوَهَّابِ يَا وَهَّابُ يَا وَهَّابُ يَا وَهَّابُ

„Allâhümme lâ mânia limâ a'tayte ve lâ mu'tıye limâ mena'te ve lâ râdde limâ kazayte ve lâ mübeddile limâ hakemte ve lâ yenfeu zel-ceddi minkel-ceddü. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a'lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a'lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a'lel-kerîmil-vehhâb. Yâ vehhâbü yâ vehhâbü ya vehhâb“

Regâib Gecesi

Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi „Regâib gecesi“dir. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.

Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek'at „Hacet namazı“ kılınır. 2 rek'atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha-i şerîfeden sonra her rek'atte 3 „İnnâ enzelnâhü...“, 12 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.

Salât-ı Ümmiye:

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ

„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim“

Secdede 70 defa:

سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.

Secdeden kalkıp 1 defa:

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ اْلاَعَزُّ اْلاَكْرَمُ

„Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta'lem. İnneke entel-eazzül-ekrem“ okunur.

Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa:

سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.

Secdeden kalkıp duâ yapılır.

Duâda Hz. Allâh'a şu şekilde de ilticâ etmelidir:

اَللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا رَجَبَ وَشَعْبَانَ وَبَلِّغْنَا رَمَضَانَ

„Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa'bân. Ve bellığnâ ramazân“

Regâib gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında, 2 rek'atte bir selâm verilerek 4 rek'at teşekkür namazı kılınır. Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü'l Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 „Kul eûzu birabbil-felak...“, 5 „Kul eûzu birabbin-nâs...“ okunur. Namazdan sonra 25 defa:

لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ الْكَبِيرِ الْمُتَعَالِ

MEVLİD KANDİLİ

MEVLİD KANDİLİ

Sevgili Peygamberimiz (sas) ’in dünyaya teşrif ettikleri [20 Nisan 571, Pazartesi] Rabiülevvel ayının 12. gecesidir ki buna Mevlid–i Nebi [Kutlu Doğum] denir. Kâinat ve beşeriyetin yüzyıllardır yolunu gözlediği o Peygamberler Peygamberi’nin doğum günüdür bugün. Hz. İbrahim’in duası91, Hz. İsâ’nın müjdesi ve dedesi Abdülmuttalip92 ve annesi Âmine’nin rüyasıdır.93 Fil vak’ası onu haber verdi. Doğduğu gece irhasât denilen bir takım olağanüstü hâdiseler cereyan etti. Dünyanın doğusunu ve batısını aydınlatan bir nur görüldü. Sâve Gölünün suları bir anda çekiliverdi. Ateşe tapanların bin yıldır aralıksız yanmakta olan ateşleri hiç sebepsiz sönüverdi. Asırlardır kupkuru olan Semâve Vadisi, seller altında kaldı. Gökyüzünden onlarca yıldız kaydı. Kisrâ’nın saraylarından ondört burc kendiliğinden yıkıldı. Kâbe’deki putların pek çoğu baş aşağı devrildi. Şeytân, ölesiye çığlık kopardı.94 Daha ne gizemli olaylar iç içe ve peş peşe yaşandı.95 Nasıl yaşanmasındı ki Kâinatın Efendisi, İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Ahmed–i Mahmud–u Muhammed Mustafa (sas) dünyaya teşrif ediyorlardı. Bütün varlık O’nu ayakta karşılamıştı.

Doğum ânı öncesi hane–i saadetleri nurla doldu, yıldızlar evin üzerine salkım salkım dökülecekmiş gibi aktı.96 Seher vaktiydi. Bir ara Âmine validemizin kulağına müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldu. Bir de ne görsün? Bembeyaz bir kuş peydahlandı ve yanına geldi; sonra da kanatlarıyla Âmine’nin sırtını sıvazladı. Ne korku kaldı, ne kaygı. Yine doğum öncesi başka bir nur gözüktü. Âmine’ye bu nur ile Şam’ın saray ve köşkleri gösterildi. Kendisine ak bir kâse içinde şerbet sunuldu. İçer içmez de muhteşem bir nur bulutu kendisini sardı. Tam o esnada mukaddes doğum gerçekleşti.97 O sıra ebesi Şifa Hatun gizemli bir ses duydu: “Allah’ın rahmeti, Onun üzerine olsun!” diye. Hattâ Rum diyarının bazı sarayları bile görünmüştü kendisine. Maşrık ile mağrib arası nurlara boğulmuştu.98 Annesinin anlattığına göre: “Doğuda, batıda ve Kâbe’nin üzerinde bir bayrak gördüm. Doğum tamamlanmıştı. Yavruma baktım, secdedeydi. Parmağını da göğe kaldırmıştı. Hemen bir ak bulut inip onu kapladı. Şöyle bir ses işittim: ‘Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları gezdirin. Tâ ki mahlukât Muhammed’i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar!’ Biraz sonra da bulut gözden kaybolup gitti.”

Hz. Âdem’den başlayarak devirlerden devirlere, aileden aileye intikal ede ede gelen o Biricik Nur,99 artık vücud sahnesinde varlık bulmuştu. Efendimiz’in “Allah’ın ilk yarattığı şey, benim nûrumdur.”100 dediği kendi Nur’u, beden giymiş, görünür hâle gelmişti. Her çocuk doğunca yere düşerken, o ise ellerini yere dayamış, önce secde edip sonra da başını ve parmağını semaya kaldırmıştı.101 Doğduğunda sünnetli ve göbek bağı kesilmiş vaziyetteydi.102 Sırtında, iki kürek kemiği arasında, tam kalbinin hizasında peygamberlik mührü “Hâtem–i Nübüvvet” vardı.103 Dedesi Abdülmuttalip adını Muhammed104 koymuştu. Övülen demekti. Zira onu Allah övmüştü; melekler, insanlar ve cinler de övecekti. Sonra o Nur topunu alarak Kâbe’ye götürdü ve Allah’a duada bulundu: “Bana bu temiz çocuğu ihsan eden Allah’a hamdolsun!” dedi.105 Nasıl ki insanlara ve cinlere sonsuz mutluluğun yollarını gösterecek Nebi dünyaya teşrif edince bütün varlık ayağa kalkmıştı. Teşrifinden asırlar sonra da “Doğdu ol saatte ol Sultân–ı Dîl / Nûra gark oldu semâvât ü zemîn” –S.Çelebi– deyince mevlidhânlar, benzeri bir heyecanla Mü’minler “Hoş geldin ey Kutlu Nebi!” mânâsına ayağa kalkmaya devam ediyorlar. Bir edep anlayış ve göstergesi olan bu hürmet ve tazimlerini, O’na arz etmeye çalışıyorlar.106

Efendimiz’in terakki çizgisinin müntehası Mi’râc, başlangıcı da Mevliddir.107 Bu kutlu gecede S. Çelebi’nin Mevlid–i Nebi’si gibi, Peygamber aşkını körükleyen na’t–ı şerifler, mevlidler okunmalı.108 Hafızlar, Kur'ân’dan Peygamberimiz’in adının geçtiği aşirleri seslendirmeliler. Hem yetim, hem öksüz yetişen o Nebi’nin doğum günü vesilesiyle öncelikle yetimler ve öksüzler sevindirilmeli, yoksullara ziyafetler verilmeli. Kutlu doğum hakkında yazılmış kitaplar ve makaleler bir kere daha topluca okunmalı. O’nu anlatan sohbetler dinlenmeli. Bol bol salât ü selâmlar getirilmeli. Gözümüzün Nuru, Gönlümüzün Sürûru Efendimiz Hazretleri’nin doğum günü münasebetiyle bizlere düşen vazifelerin ön önemlisi ise, herhalde O’nu her yönüyle daha iyi anlamaya ve O’nun, insanlığa tebliğ ettiği esasları kavramaya çalışmak olmalıdır.109 Fakat kutlu doğumu, aynı zamanda kendi doğumu olan İslâm dünyası, o Nevrûz–u Sultânî’yi lâyık–ı vechiyle tes’îd edememektedir. Hz. İsa’nın doğumun bütün dünyada noel, paskalya ve daha başka yortu ve karnavallarla kutlanılması ölçüsünde, bu Kutlu Doğum'un en azından ümmet içinde olsun O’na ve O’nun mesajına yaraşır biçimde tes’îd edilmesi, bir vefa borcu olmanın ötesinde İslâm’ın ruhundaki Hz. Muhammed’e muhabbet ve hürmet emrinin bir gereği olsa gerektir...


Kaynak